13 Aralık 2016 Salı

could it be shivering that made me realise I was a soul with a weak human skin unless associated with the essence and purity of love and life? I do not know, but it is most likely true that we realise things through moments where our brains travel to somewhere else. and so our heart can speak freely.

without a purpose in life you just feel like a swinging chair.

and unless you have a purpose, unless someone sits on you and starts to swing you are in an uncertainty which you can leave with dignity and discover your own truth. you will feel like you've been compelled to discover your own truth though uncertainty. and you will rise. you will not feel like a swinging chair anymore, you will feel like you. which will be really good.

or the other option is
the uncertainty will irritate you too
but
from this irritation you will not choose to learn
but you will choose to comply.

and you will let the situation give you your purpose.
rather than yourself opening your arms and asking for your heart to shine, for your ears to focus on the mellifluous words of your heart,
you will let yourself to get used to being a swinging chair.

you won't know why you are a swinging chair
but you will get used to it
even more
since you will definitely seek a purpose-

or lets say most probably

you will

you will let someone

someone sit and swing

sit and swing on you.


and when your ropes worn out someday in the future,
you'll wonder why.

it won't be late,
the mellifluous words will still be there

but your ears might not hear as clearly as before

or they might who knows.

just that

you will try to justify yourself
for letting someone sit on you

you won't be able to justify

and you will

say you can't hear anymore

m e l li f lou s s s s be au tif ull wooor ds zzz.

listen to them now. <3

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Happy corner

Dunyadaki "happy corner"larin cogalmasi dilegiyle... 💙🙏🏼✨

6 Ocak 2016 Çarşamba

2016, 
Güzelliklerle, mutlu anlarla dolsun,
"Gerçek" olsun, yapaydan uzak. 🙏🏼

Çünkü;

8 Aralık 2015 Salı

"Esinti"me geç bir merhaba!

"Sessizlik de kabul edilebilir bazen
eğer yalnızlığın kardeşi değil,
sükunetin dostuysa."

Blog'umda uzun bir süredir sessizim. Ama aslında çok şey oluyor, çok güzel şeyler oluyor!

Canımdan bir parça, çocuğum gibi sanki, benden çıkan, benim "öz"ümün yansıması, mutluluğum, 2. kitabım, ilk şiir kitabım "Esinti"çıktı Kasım'ın başında!

"Aklıma esen kelimelerden şiirler" yazdım, paylaştım. Yazıdım, bekledim, şiirlerimi içime işledim, okudum, bekledim, topladım, derledim, ve paylaştım.

Yazmaya devam ediyorum. Çok çok güzel bir şey bu! Yazmak... Karşılıklı bir "uçuş" gibi, kelimeler bana eserek geliyorlar, şiirlerim de size "uçuyor" sanki.

önce süzülüyordum- güçsüzdüm. sonra uçmaya başladım- kendi kanatlarımla barıştım. sükunet'e sarıldım havadaki en nefes kesici anımda. Hep yazdım süzülürken, uçarken, "sükunet"teyken  & Esinti doğdu.

"Esinti"me huzurunuzda bir "merhaba" demek istedim.

xx
Ece


24 Ekim 2015 Cumartesi

özgürlük

Ucundayım
Özgürlük için
1 adımım kaldı
Sanki
Ama o adımı adımı atmak
Öyle zor ki. 

Şu resim, o resim
O deniz, bu nehir
Diye dolaşmak yerine

O adımı atarsam
Su sesi benim
Ninnim olacak her gece

Güneş günaydınım olacak 
Her sabah

İhtiyacım olmayacak
Bir 2 boyut güneşe, denize

16 Ekim 2015 Cuma

An-kara

En az 10 kere yazıp sildim. Ne diyebilirim bilmiyorum ki! Ama sessiz kalmak hiç istemiyorum, onu biliyorum. 
Ben hiçbir zaman ülkenin siyasetiyle barışık olmadım. Hatta hep yazıp çizdim, özellikle orta okulda Atatürk’e onlarca mektup yazdım, gel kurtar bizi diye yalvardım, seçimlerde (hiç bitmeyen seçimlerde!) hep ümit ettim, bu sefer olacak diye, ama hiç bir zaman olmadı, olamadı. Sonra liseyle birlikte bu aşırı nefretten ve tutuculuktan vazgeçtim, hiç öyle yazılar, şiirler karalamadım. Herkesi olduğu gibi kabul ettim- etmek zorunda kaldım. Kendi çizgimi hep korudum ama. Sonra mükemmel (?) bir şey oldu: Gezi Ruhu. Soru işareti haksız yere öldürülenlerden. Ben ilk defa gerçekten inandım- ya da orta okulda hayalini kurduğum şeylerin varlığını gerçekten hissettim. Evet evet! Öyle bir “Kuvay-ı milliye” ruhu vardı, birbirini kucaklayan, kardeş olan bir Türk topluluğu vardı! Daha önce hiç görmemiştim ki! 

Bu sene, yazın sonuna doğru durmak bilmeyen şehit haberleri geldi. Suruç katliamı oldu. Şimdi de bu. Ankara patlaması. Her birinde ülkemden tiksindim, insan olmaktan utandım. Bugün, Ankara Patlamasının 2. gününde 9 yaşında öldürülen “çocuk”un öğretmenin konuşmasını dinlerken gözlerimden yaşlar boşaldı. O an, daha önce “terbiye”li olmak adına hiç telaffuz etmediğim küfürleri, bedduaları, olan her kötü kelimeyi avazım çıkana kadar haykırmak istedim. Ama yapmadım, yapsam da fayda etmeyecekti zaten. 



“Onlar” nefretle besleniyorlar. Biz nefret ettikçe, bunu dillendirdikçe bundan güç alacaklar, bunu lehlerine kullanacaklar. Hayır. Biz savaş istemiyoruz ki! Sevgiyi beslemeliyiz biz. Birbiririmize olan sevgiyi, vatanımıza olan sevgiyi. Biz sadece bunu beslemeliyiz. Çünkü şahsen ben, nefretle beslenen canilere bir gıdım bile faydam bulunsun istemiyorum. Sanıyorum ki, siz de bunu asla istemezsiniz! 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Işıktan Biri

Atmak istiyorum
Var gucumle firlatmak 
Mesela sirtaki yapmak
Evet evet
Bir seyler kirmak istiyorum
Insanlar beni kirdikca,
Ben tabak bardak kirmak istiyroum
 Var gucumle firlatmak

Hatta belki bir yere firlatilmak
Bi kac gunlugume ya da
Daha uzunca
Bi yere 
Sıcacık
Sımsıcak 
Işıkla dolu 
Dünyanın başka güzel yerlerine 

Ya da yakına
Ama oyleyse de 
Işıktan
birinin yanina

Ona sarılmak istiyorum

Su an usuyorum,
Sadece sımsıkı sarılmak istiyorum. 

Zıp zıp zıp lasam
Belki gorur beni 
sarilir bana
Bi daha bırakmayacakmışcasına.